Piyasalara Genel Bakış : 10 Ekim 2008 Cuma

Koordineli Merkez Bankası Hareketleri

ABD, İngiltere, AB ve İsviçre faiz oranlarında koordineli bir indirime gitti. Bu ilk defa
gerçeklesen bir durum değil. İlk üç ülke faizleri %0.50, İsviçre ise %.25 oranında indirdi.
Peki bu faiz indirimin bir etkisi oldu mu? Çok basit olarak, hayır; çünkü LIBOR genis çaplı
olarak yüksek kalmaya devam etti ve hisse senedi piyasaları düstü. Daha önce de
belirttiğimiz gibi, at kaçtıktan sonra ahır kapısını kapatmak iyi olsa da, önce atları biraraya
toplamamız ve ahıra koymamız gerekiyor.


Faiz indirimi tek basına hiçbir seyin tedavisi değil; sadece piyasalardaki güveni geri
kazanabilmek için gerçeklestirilmis bir iyi niyet gösterisi. Ancak gerçek su ki, güven bu tür
hareketler sonucunda kazanılmıyor. Piyasa, su an yapılması gereken seyin faiz indirimi
olmadığını söylüyor. Eğer yapılması gereken bu olsaydı piyasaların toparlanması
gerekirdi. Gerçek su ki, merkez bankaları ve hükümetler piyasalara büyük miktarlarda
para taahhüdünde bulundu ve simdi bu paranın bir yerlerden bulunması gerekiyor. Bu
para devlet tahvilleri çıkartılarak sağlanacak ve bu isi büyük ekonomilerin çoğu yapmak
zorunda kalacak. Bu yüzden, hükümetler arasındaki rekabet artacak ve sonuç olarak faiz
oranları yükselecek. Birkaç ay içinde olayların bu sekilde gelismesini bekliyoruz.


Bu sabah hisse senedi piyasalarında bir toparlanma gördük. Ancak bunun arkasındaki sebep
islerin düzeleceğine dair inanç değil, sadece bir düzeltme ihtiyacıydı. Örnek olarak Dow’u
ele alırsak, 9/11 olayları sonrasında piyasa 7,2000 seviyelerine düsmüstü. Biz ise su an
9,250 seviyelerindeyiz ve bazıları dibe yaklastığımızı iddia ediyor. Halbuki su an 9/11
sonrasından kat kat daha kötü bir durumdayız ve piyasalar 9/11 sonrası dip seviyelerin
2000 puan üzerinde. Peki neden? Çünkü hisse senedi piyasaları da konut piyasası gibi
olmaları gereken seviyelerin çok üzerinde. Bu yüzden hisse senedi piyasalarındaki düsüsün
ciddi sekilde devam etmesini bekliyoruz.


Merkez bankası ve maliye bakanlığı hala asıl sorunla ilgili bir sey yapmıyor. Su an
yapılması gereken sey bir “iyi banka/kötü banka” senaryosu yaratmak. Yani, yeni bir
bankanın kurulup mevduatların bu bankaya aktarılması ve kötü bankaların batmasına izin
verilmesi. Biz inanıyoruz ki, bu tip radikal eylemlerde bulunulmadıkça banka sektörü
üzerindeki baskılardan kurtulmak mümkün olmayacak. Sirket borçlarının finansmanı
konusundaki sıkıntı devam edecek veya borçlanma gerçeklestirilemeyecek ve çok iyi bazı
sirketler borçlarını döndüremez hale gelecek. Dün Barclays ve RBS’de görüldüğü gibi,
sirketler hükümetten sermaye yardımı istemek zorunda kalacak.


Para Birimleri Üzerindeki Etkiler


Su ana kadar piyasalara carry trade’den kaçıs ve güvenli liman arayısı senaryoları hakimdi.
Su an en çok baskı altında bulunan para birimi, tahmin edilebileceği gibi Sterlin. İngiltere
İzlanda’dan sonra kredi krizinin etkilerinin en ağır hissedildiği ülke. Bu durumun bir
sonucu olarak Sterlin yeni dip seviyeler gördü ve su an kritik 1.7080 seviyelerinde.


Sterlin’in mutlaka bu seviyenin üzerinde tutunması gerekiyor. Eğer bu seviye kırılırsa asağı
yönlü riskler çok büyük ve piyasa yıllardır görmediği dip seviyelere düsebilir. Bu seviyenin
kırılması durumunda kısa süre içinde 1.5553 seviyelerinde islem yapmaya baslayabiliriz.
Bu durumun bir yan etkisi olarak Sterlin İsviçre Frangı gibi güvenli liman olarak görülen
para birimleri karsısında carry trade açısından daha zayıf bir konuma gelebilir. Bu ikilide
Sterlin su an 17 Mart’ta görülen dip seviyelerde dengelenmis durumda ve bu seviyelerin
asağı kırılması durumunda yeni bir rekor olan 1.60 seviyeleri görülebilir. EuroSterlin’de ise
tepe seviyelerde bir konsolidasyon süreci içindeyiz ve bu durum piyasayı baskı altında
tutuyor. Bu ikilide islem bandı önce yukarı doğru sonra da asağı doğru genisledi; ancak her
iki durumda da bir kırılma gerçeklesmedi. Biz hala Euro’nun USD karsısında diğer para
birimlerine karsı daha sağlam duracağı kanısındayız; bu yüzden Sterlin karsısında yukarı
doğru bir hareket birçok insanın düsündüğünden daha kolay olabilir.


Euro’da bir kırılma gerçeklestiği görüsünü abartılı buluyoruz. Bu durum sadece daha
federalist bir mali politika ve para politikasına ihtiyaç olduğunun bir isareti. Son
zamanlarda ortaya çıkan sorunlar politik iradede federalist yönde bir değisimin politik
olarak daha kabul edilebilir bir durum olduğunu gösterdi. Ancak bu, İngiltere gibi AB’ye
diğer üye ülkeler kadar dahil olmayan ülkeler için sorun yaratacak bir durum. Bu durumda
İngiltere AB üyesi olmaktan vazgeçebilir. Ancak bu, hem mali hem ekonomik açıdan zor
durumda olan bir ülke için hiç iyi bir gelisme olmaz ve doğal olarak Sterlin üzerindeki
baskılar artar.


Yen’in 17 Mart’ta görülen uzantı formasyonunu asağı kırması ve rekor bir seviye olan 83
seviyelerine doğru düsmesi beklenebilir. Yine de piyasanın bu seviyelerde taban
olusturacağını düsünmüyoruz. USD’de son zamanlarda görülen yükselisin sebebi ödeme
yapmak için paraya ihtiyaç duyan hedge fonları ve yatırım fonları ve durum önümüzdeki
birkaç hafta içinde sona erecek. USD, carry trade gibi içinde bulunduğu düsüs trendinin
sadece bir düzeltmesini gerçeklestiriyor ve bu trendinin asağı doğru daha çok yolu var. Bu
yüzden, kurum olarak uzun vadede USD için düsüs öngörüyoruz. Yıl sonuna doğru ve
2009’un ilk çeyreğinin baslarında USD’deki zayıflığın tekrar kendini göstereceğini
düsünüyoruz.


USD’deki zayıflıktan en çok faydalanacak olan para birimleri Yen ve CHF. Euro’nun da
tekrar dirileceğini söyleyebiliriz. Emtia’ya dayalı para birimlerinin çok iyi performans
göstermesini beklemiyoruz; çünkü piyasalar su an bölünmüs kredi piyasasının 2. asamasına
girdi. Bu asamada emtialar iyi performans gösterir ancak üretimdeki artıs bunun gerisinde
kalır. Bu nedenle madencilik sirketlerinin hisse senetleri ve emtiaya dayalı para birimleri
daha az cazip hale gelir. Bölünmüs kredi piyasalarının son asaması ise faizlerin
yükselmesidir ki, bu durumda maddi varlıklara olan talep düser. Bu durum 1980’lerde altın
piyasasında görülmüs ve piyasada çok ciddi düsüsler yasanmıstı. Su an hala sürecin 2.
asamasında olduğumuz için emtiaların yükselislerine devam etmesini bekliyoruz. Carry
trade’deki hareketler ve güvenli liman olarak görülen para birimlerine geçis süreci ise daha
yeni baslıyor. Birçok Yen ikilisinde yeni dip seviyeler görüleceği ve bu durumun 2009’un
ilk çeyreğine kadar devam edeceği fikrindeyiz.


Özet olarak: Sterlin’de görülen USD kaynaklı yükselis hareketlerinin satıs için kullanılması
taraftarıyız. Bu, Sterlin cross trade’leri için de geçerli. Piyasa kritik desteklere yakın
yerlerde ve asağı düsüsün hızlanmaması için bu desteklerde tutunmamız gerekiyor. Euro,
mevcut seviyelerde dengelenmeye baslayacak gibi görünüyor. Euro’nun tehlikeyi tamamen
atlattığını söyleyemeyiz ancak yakın zamanda bir miktar istikrar kazanacağını
söyleyebiliriz. CHF, Yen gibi iyi durumda ve hisse senedi ve kredi piyasalarındaki
gelismelere paralel olarak daha da güçlenebilir. Emtia’ya dayalı para birimlerinin emtia
fiyatlarındaki yükselise rağmen zayıf kalması beklenebilir.


Ve sonuç olarak

Bankaları devletlestirmek asla iyi bir çözüm değildir; özellikle batık krediyle doluysalar. Bu
yapılsa bile, yönetimi olduğu gibi bırakmak hiç de akıllıca değildir. Ancak İskoçyalılar
İngiltere’nin bunu yapmasını sağladılar. İngiltere’de 11 yıldır İskoçya’nın çıkarlarını
İngiltere’nin çıkarlarının önüne koyan bir hükümet var. Bu, Golden Gordon’un Yeni İsçi
Partisi’nin iki yerel bankanın Halifax ve NatWest’i almasına izin vermesiyle basladı.
Hükümet dev bir bankanın nasıl yönetileceğine dair en ufak bir fikri olmayan İskoçyalı
yönetimi görevde bıraktı. Bu, basarısız olmaya mahkum bir deneydi. Yani, su anda
bulunduğumuz yerde olmamız sürpriz değil. Simdi Basbakan olan Golden Gordon ve
İskoçyalı yardımcısı simdi bu İskoçyalı arkadaslarını kurtarmakla mesgul. Bu, Paulson’un
Wall Street’deki arkadaslarını kurtarması kadar kötü bir durum. Su an yapılması gereken,
eskiden olduğu gibi, islerin basına ne yaptığını bilen ve 1993 yılından öncesini hatırlayan
tecrübeli insanların getirilmesi.


Londra Borsası’nda ise basladığım zaman ilk gün islem odasına gittiğimde orada 70 yasında
bir adam oturuyordu. Genç bir insan olarak hemen “Bu adam neden burada?” diye
düsündüm. Bu sorunun cevabı Falkland savası sırasında ortaya çıktı. ,Bu adam her varlık
sınıfı için gelecek birkaç ay içinde nasıl hareketler görüleceğini doğru sekilde bildi. Tecrübe,
felaketleri önlemek açısından hayati önem tasıyan bir sey ve eğer tecrübeniz yoksa
yarattığınız felaketin farkına varamazsınız. HBOS’dan Andy Hornby bu durumun güzel bir
örneği. HBOS’a katılmadan önce Hornby’nin hiçbir bankacılık tecrübesi yoktu ve o zaman
konut piyasası yükselisteydi. Tecrübe ve bilgisi olmadan, bir grup genç danısman yardımıyla
sirketi batırması gerçekten çok kısa sürdü.


Güvenin tekrar kazanılabilmesi için yapılması gereken sey, tekrar tecrübeli ve bilgili
insanların basa getirilmesi. Tecrübeli derken 60 yas ve üzeri profesyonelleri kastediyorum.
Bu insanlar herseyi görmüs ve yapmıs insanlar. Bu durum politikacılar için de geçerli. Genç
insanların dünyayı yönetme denemesi basarılı olmadı.